5 Aralık 2014 Cuma

Sanırım internet mikrodalga fırın gibi. Hızlı, kolay, pratik. Hemen ısıtıp önümüze koyuveriyor. Ama aynı onun gibi, içeriğine zarar veriyor, yapısını bozuyor. Eminim nefis bir roman yazabilecek çapta insanlar var, ama hızlı geri dönüşün hastası olduklarından oturup o yükün altına girmiyorlar. Bu bir "bozulma" gibi geliyor bana. Bu elinizdeki derginin karikatürlerini bugün birileri tarayıp internete koyacak, birileri de hemen layklıycak altına yarıldım falan yazacak. Ama bu dergiyi bayiden alıp elinde taşımanın, vapurda otobüste okumanın o çok ince farklılığını bilemeyecek. Tık tık diye bir sonrakine geçiliveren Mp3 yerine baştan sona sevdiğiniz sevmediğiniz şarkılarıyla albüm dinlemek, ne bileyim işte, tamam hep gidilmez ama, internetten izlemek yerine arada sinemaya gitmek falan, bunlar hep güzel şeyler. Bunları yaptığımızda dünya bizi daha bi güzel çeker kendine. Yoksa ölürüz. Topluca ölüyoruz da zaten. Yaşamın kendisi ölüyor. Nasıl ifade edeceğimi şaşırdım heyecanlanıp.Bir şeyin (internet sitesinin, derginin, insanın) "bitmesinden" ve sonrasında yeni bir şeyin çıkmasından haz almak istemiyorum. Şu an ülkede mevcut ve hakim olan anlayışın tersine, bir şeyi ince ince sevmeyi seviyorum. Beğendiğimiz şeyler ve beğenmediğimiz şeyler ortaklaşıyor. Beğenmemiz ve beğenmememiz gereken şeyler oluşuyor. Bütün ince duygular üstüne basılıp çiğneniyor. Olabildiğince çirkin bir jargonla dalga geçiliyor. Aşağılanıyor. Topluca normalleşip akılsızlaşıyoruz.

Ersin Karabulut, Sandık İçi 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder