Geçen yıl amcamın yazlığında küçük bir kız tanımıştım. Beş altı yaşlarında, siyah saçlı, pörtlek gözlü, kamburca bir kızdı. belki terlikleri ayağından çıkmasın diye, belki de başka türlüsünü beceremediğinden, leylek gibi yürüyordu. Kapkara bir leylek. Çok sevimliydi. Bir iki kez konuşmaya, onu güldürmeye yeltenmiştim ama bana pek yüz vermemişti. Bir öğleden sonra sahilde oturmuş kitap okurken koşarak önümden geçtiğini gördüm, biraz ileride durup geri döndü ve “Biliyor musun,” dedi nefes nefese, “Emre’nin ayağına deniz kestanesi battı!” “Öyle mi!” dedim, onun hoşuna gideceğini düşündüğüm şaşkın bir yüz ifadesi takınarak, “Peki şimdi nerde?” “Ayağında!” diye bağırdı çın çın, sonra da yine koşarak uzaklaştı.Ah, öznelerin farklılığı öldürecek beni. o zaman çok güldürmüştü ama şimdi öldürecek. Herkesin cümlesi aynı bile olsa öznesi farklı. Ve gramer hiçbir işe yaramıyor. Demek istediğim, özne hiç bir zaman ben olamadım. Özne hep bir denizkestanesiydi.Barış Bıçakçı, Veciz Sözler
10 Aralık 2014 Çarşamba
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder